Haber342


Yeliz Kanmış

07 Ocak 2021

Sen güçlüymüşsün, yaşarken ölecek kadar…

Ağustos’un en güzel günlerinden biriydi.  Öyle ki güneş ışıl ışıldı; sıcaklığı ile suları ısıtmış ve cırcır böcekleri en güzel şarkılarını söylemeye başlamıştı. Sessizlikle birleşen şarkı, yaprakları, ağaçları ve o an yeryüzünde bulunan insanoğlunu susturup en serin yerlere göndermişti.

Bunların yanı sıra gökyüzünde kocaman bir bulut gözlerini yavaşça açtı, bedeninin büyüklüğü ile gerildi; gerildikçe genişledi. Gölgesi yaz sıcaklığını bir nebze de olsa azaltıyordu. İnsanlar öğle sıcaklığından kaçmak için ya uykuya teslim olmuşlardı ya da serin bir ağaç altında oturuyorlardı.

Yaşlı Bulut sakince izliyordu insanları, yüzyıldır gökyüzünde dolaşıyordu binlerce kez yağmur dökmüş, bir o kadar güneşi engellemişti insanlara karşı ama hala çözememişti insanoğlunu. Ne kadar çözememiş olsa da seviyordu insanları izlemeyi.

Küçücük bedenlerine bakmadan kâinatın en büyüğü bir tek onlarmış gibi davranmaları, kendilerini kusursuz görüp, doğalarına kini, nefreti, ihaneti ekleyip diğer yandan sevgi ve merhameti eksik etmeyen bu insanoğlu dış görünüşü mükemmel olmasına rağmen kötülüğün başlangıcıydı.

Yaşlı Bulut insanoğlunun unutabilme özelliğine hayret etmiş. Bir o kadar da sevinmişti. Çünkü biliyordu eğer unutmak olmasaydı sahip oldukları hırs ve kötülükle çok kısa zamanda soyları tükenirdi.

Yazın son günlerinde, yağmur mevsimi yaklaşıyordu. Gece çökmüş ay yerini almıştı Yaşlı Bulut, kabardıkça kabardı, kocaman gri bir bulut oldu. Yağmur çağrısını etrafa yayan rüzgâr hızlanmış ve diğer bulutlara haber vermişti. Diğer bulutlar tüm dikkatlerini Yaşlı Bulut’a vermiş, konuşmasını dört gözle bekliyorlardı.

Yaşlı Bulut fısıldayarak seslendi diğer tüm bulutlara; “Ailem bize yüklenmiş görevimizin vakti geldi, doğaya zarar vermemeye çalışarak, insanoğlunun soyunu tehlikeye düşürmeden yağmurlarımızı kutsal yeryüzüne bırakmamız lazım, tüm yaz beslendik. Artık besleme zamanı.

Doğanın kuralıdır bu ve bunu biliyoruz, arkadaşlarımızın güzelliğine bakın, ağaçlara,  çiçeklere, ufak bir rüzgar da kulaklarımızı dikip saatlerce dinlediğimiz yaprak seslerini hatırlayın. Güzellik bulaşıcıdır ailem her ne kadar memnuniyetsiz olursa olsun insanoğlu, siz içinizi grileştirmeyin. 

Gelip geçicidir insanoğlu, içinizle siz kalacaksınız bir ömür bunu unutmayın, nereye ne lazımsa bu kış elimizden geleni yapacağız ki yazın dostumuz güneşle dalgalanırken gururla başımız dik gezelim bu koca evrende.’’

Konuşmasını bitirerek artık insanoğlundan bıkmış diğer bulutlara göz gezdirmeye başladı. Birkaç bulut homurdandı; “Şu aşağıda ki adam her gün yağmur yağsın diye söylenip durdu geçen yaz, ilk soğuklarla yağmur yağdırdık bol bol, yağdırdık ki memnun kalsın peki o ne yaptı? Evim yıkıldı, bahçem çöktü diye isyan etti, ben yağdırmayacağım suyumu, usandım artık belirtisiz isteklerden, mutlu olmak çok zor insanoğlu için ama ben bir damla daha su vermem.” diyerek hızlıca bulut topluluğundan uzaklaştı.

Onunla beraber birkaç bulut da söylenerek veda etti. Yaşlı Bulut, insanları biliyordu ve bulutlar haklıydı. Bir yandan da görevinin de farkındaydı, giden bulutların ardından seslendi: “İnsanlara baka baka huylarını ediniyorsunuz, bir yandan kızıyorsunuz ama bir yandan onlar gibi oluyorsunuz.  Görev belirlemişsen iyiliği, yardımı ne diye karşılık beklersin. Ne anlamı kaldı o halde görevinin. Ama siz bilirsiniz bunca yıllık bu geniş gövdem sizin görevlerinizi de yerine getirir, yeter ki içinize kinlik düşmesin. Yoksa beğenmediğiniz insanoğlundan ne farkınız kalır.”

Konuşmasını sürdürürken diğer bulutlar yavaş yavaş dağılma başlamıştı. Kalbi kırılan Yaşlı Bulut sesini çıkarmadan dağılan genç bulutlara baktı.

Yağmur mevsimi gelmiş, insanlar ara ara gökyüzüne bakarak gri bulutları aramaya başlamışlardı bile, Yaşlı Bulut, yavaşça gökyüzüne doğru süzüldü, olabildiğince genişledi ve bunca yıllık birikimini parçalamaya başladı. Tüm bedeni birer birer koparak belirli bölgelere yağmur götürmeye başlamıştı. Gri bulutlar bu kışı kurtaracaktı kurtarmasına ama Yaşlı Bulut’tan pek bir şey kalmayacaktı.

Sise dönüşecek yıllardır gözlemlediği insanlara çok yaklaşacaktı, arkadaşları olan ağaçların arasından sessizce sızacak, o çok sevdiği yaprak hışırtılarının arasından geçecekti.

Üzülmüyordu aksine seviniyordu çok şey görmüştü; bir annenin evladına duyduğu sevgiden tutun da yeni doğan bir bebeğin yaşlılığına kadar geçen sürede yaşamın kısalığına hayret etmişti.

Çok gülmüş bir o kadar üzülmüştü.  Her şeyi anlamıştı, insanoğlu dışında o da evrenin sırrıydı işte. Bu sır bile yaşama isteği uyandırıyordu. Parçalarını yaydı dört bir yana, tüm bölgesi belirlenmiş, her bir parçası almıştı yerini, yükseldi iyice, kendine bir de yukarıdan baktı. Neler sığmıştı Yaşlı Bulut’a…

Gülümseyerek kendisine seslendi: “Yağdır can suyunu, yağdır ve besle doğayı, nasıl ki beslendin şimdi doyur toprağı, için sevinçle dolsun sen her ne görmüş olsan da her ne yaşamış olsan da kirlenmedin.”

Gökyüzü bir an da gri bulutlarla doldu, gürledi gürledi ve sessizce birkaç yağmur damlası düştü toprağa.

Yaşlı Bulut,  kulaklarını iyice belirginleştirdi, huzurun sesini bekledi. Birkaç damladan sonra yağmur hızlandı, yağdıkça yağıyordu, bir ses yükseldi, bu doğanın teşekkürüydü.

Yaşlı Bulut, sesi duyar duymaz gevşedi ve ufacık kalmış bedeniyle yağmurun bitmesini bekledi. İnsanoğlunun bir o yana bir bu yana koşuşturmasını seyretti hoşnutlukla.

Bağa bahçelere baktı uzun uzun, ağaçların uzun gövdelerine ve bu uzun gövdelerde yer alan minik yeşil yapraklara baktı, ne güzel tamamlıyorlardı birbirlerini. Bir kez daha hayret etti. Yağmur durmuştu ve toprak kokusu tüm gökyüzünü sarmıştı.

Yaşlı Bulut, yavaşça aşağı süzüldü, süzüldükçe ayrıldı kendisinden, incecik bir sis haline geldi, hızlıca yayıldı…

Ağaçlara dokundu her zerresiyle, ağaç oldu, dalından kopmak üzere sallanan bir yaprak oldu. Huzur içinde dolandı durdu ormanda.

Bir tavşanın tüyünden geçti, yumuşacıktı. Taşlara dokundu nemli ve soğuktu, toprağa geçti, altında yeni bir dünya gördü ve bu dünya kocamandı çıktı topraktan iyice yayıldı etrafa… Bir köpeğe değdi, köpek havladı, gülümsedi Yaşlı Bulut, ilerlemeye devam etti.

Baktı ileride bir insanoğlu var, heyecanlandı yüzyıllardır merakla izlediği en kusursuz canlı…

Yavaş yavaş yanaştı, yaklaştıkça hissedeceği duyguları tahmin edemiyordu.

Acıyı, sevinci, ihaneti, iyiyi ve kötüyü yüzyıllardır içinde barındıran bu insanoğlu ne yapacaktı Yaşlı Bulut’a?

Yaklaştı ve değdi insanoğluna. Her yerine, tarla süren ellerine, gülen ağzına, yürüyen ayaklarına kadar. Boşluk hissiydi insanoğlu, hayretle bakakaldı. Bir daha dolandı etrafında, teninin her zerresinde gezdi, boşluktan başka bir şey değildi insanoğlu, uzaklaştı ve izledi, insanoğlu bir mezarın başında oturmuş boş gözlerle bakınıyordu kahverengi toprağa, belli belirsiz bir iç geçirme sesi duydu

Yorgun yüzünden sessizce yaşlar süzülüyordu. Bir yağmur damlasını anımsatan bu yaşlar yanaklarından süzüldü. Yaşlı Bulut, gözyaşlarına dokundu. O an içi sızladı. Yalnızlığı, çaresizliği, gönül yorgunluğunu hissetti, kahroldu. Yok olurken şu sözler geçti aklından: “Ey insanoğlu, bu kadar acıyı nasıl barındırıp da yaşayabildin. Ölümün acısını nasıl sineye çektin de güldün, gönül yorgunluğunun yükünden nasıl dizlerin düzeldi de yürüyebildin. Sen güçlüymüşsün, yaşarken ölecek kadar.”


Bu makaleyi paylaş:

Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
Sen güçlüymüşsün, yaşarken ölecek kadar…

07 Oca 2021

DALGA-5

02 Tem 2020

DALGA 4

02 Mar 2020

Dalga 3

24 Şub 2020

Dalga 2

17 Şub 2020

Dalga 1. Bölüm

10 Şub 2020