Haber342


Prof. Dr. Erdal Bay

19 Ekim 2020

BERBER ADNAN’IN DUASI VE HATAMIZ

1996 yılında Erzurum’da Çaykara caddesinde kredi yurtlar kurumu vardı. On altı kişilik odaların olduğu bu yurtta küçük bir berber dükkânı olan Adnan abimiz (Erzurum ağzıyla Ednan) vardı. Adnan abi çok merhametli, fakir fukara babası bir adamdı. Benim gibi maddi durumu iyi olmayan üniversite öğrencilerinden zaman zaman para almazdı. En büyük eksikliklerinden birisi kim nasıl tarif ederse etsin yine kendi bildiği gibi tıraş etmesiydi. Erzurum’da üniversite öğrencilerinin çok sevdiği, hatta adını otobüs durağına verdikleri “Ufuk babamız” vardı. Ufuk Köşedar abim ile benim saçım Adnan abi yüzünden yıllarca kendine gelememişti.

Berber Adnan abi günlerden bir gün namaza başladı. Önceleri ibadetten uzak olan Adnan abinin nasıl namaz kıldığını, namazlarda nasıl dua ettiğini çok merak ediyorduk. Bir gün Adnan abi namazı kılıp geldiği sırada “Berber Adnan telefon” diye bir anons geldi. O tarihlerde cep telefonu kullanımı başlamadığı için telefon geldiğinde anons yapılıyordu. Berber Adnan abi telefonla görüşmesinden sonra hızla yurttan çıktı ve evine gitti. Kötü bir şeyler olduğu belliydi. Saatler sonra Adnan abimiz yurda dönmüştü. Çok sinirliydi. Artık namaz kılmayacağım diyordu. Ufuk abiyle “Abi ne oldu” diye sorduk. Gariban olan Adnan abi bir apartmanın giriş katında oturuyordu. Binanın karşısında yapılan inşaatta çalışan iş makinesi kayarak Adnan abinin evini çarpmış ve salon duvarını yıkmıştı.  Garip olan şey ise Adnan abinin o gün yaptığı duaydı. Adnan abinin en büyük hayali devlette kadrolu bir iş bulmaktı. O gün duasında “Allah’ım bana bir kapı aç.” diye dua etmişti.  Duasından sonra o gün evinin salonunda duvarın yıkılarak açılmasını görünce “Allah’ım aç dedim de böyle mi kapı aç dedim” diye isyanlardaydı. Demek ki duayı da tam etmek gerek diyerek uzun zaman bu olaya güldük.

Asıl meseleye geçecek olursak.

2005 yılında Erzurum’da asistanım. Maaşımla tüketici kredisi çekerek ikinci el mavi renkli bir araba almıştım. Arabamı çok seviyordum. Sürekli temizliyorum, yolda kullanırken çukura düştüğümde üzülüyorum. Arabamla aramda bir türlü animizm ilişkisi gelişmişti. Bir Cuma günü sabah bana bir telefon geldi. İçimden bir ses “Allah’ım bugün bir şey olsun da ben bu işe gitmeyim” dedi. Evden arabayla çıktım ve büyük bir kavşakta yeşil ışıkla birlikte geçmeye kalkınca çok büyük bir kaza geçirdim. Ağrı tarafından gelen bir araç çok yüksek süratte bana çarpmıştı. Ben ise hala direksiyona sarılmış hala arabamdan vazgeçemiyordum. Kaza anından sonra sürekli bu kazanın başıma neden geldiğini düşündüm. Birçok sebepten dolayı bu olay başıma gelmiş olabilirdi. Sonunda aradığım sorunun cevabını buldum.

“Benim” demek “Ben’im” demektir...

En büyük hatalarımdan biri de “ben buyum, ben bunu başardım, ben bunu yaptım” tarzındaki düşünce, tutum ve davranışlarımdı. Bu benim projem, bu benim evim…

Peygamber efendimizin (SAV) kapıda kendini tanıtma amacıyla bile “ben” denmesini çok hoş karşılamadığı anlatılır.

Benlik, insanı Allah katında değersizleştirirken, tevâzû gerçek kıymete kavuşturur.

Bir insan her şeyde benim diyorsa, kendi kişiliğini sürekli ön plana çıkarır.

Bu olaydan sonra kendime yeni bir araba aldım. Bu defa arabanın rengini siyah almıştım. Neden mi siyah?

Semah gösterisi için sahneye çıkan semazenlerin üzerinde siyah hırka bulunur.  Mezarı ve dünya malını temsil ettiği söylenir. Semazenin üstündeki beyaz kıyafete ise ” Tennure” denir. Kefeni simgeler. Başındaki sarık “Sikke” dir. Mezar taşını simgeler.

Şehrazat'ın dediği gibi, saltanat kisvesini kapıda bırakanlar dergahına derviş olabilmek için evvela "ben"den bedeni soymak icap eder.

Ben de arabamın rengini siyah almıştım. Çünkü sahip olduğumuz hiçbir şey bize ait değildir. Dünyada hiçbir şeye bağlanmamak gerekir. Bu dünyada sahip olduğumuz hiçbir şey aslında bize ait değildir. Örneğin beni bugünlere getiren “zeka”.. elle tutulamayan görülemeyen bir özellik. Ama Allah isterse saliseler içerisinde bu özelliğimi elimden alır ve ben hiç olurum.

Sonuç olarak, hiçbir zaman “Benim diğer deyişle Ben’im” dememek daha doğrudur. Hayatın her alanında, özellikle siyasette “benim” dememek daha efdaldir. 


Bu makaleyi paylaş:

Captcha işaretlenmemiş.
Yazarın Diğer Yazıları
EŞEĞİN AYAK İZLERİ

30 Tem 2021

Dilşad’dan, Nazugum’dan Gülbahara Uygur kadınını “ANLAMA”

07 Mar 2021

GAZİANTEP İÇİN YANMAK

22 Oca 2021

YAŞAMAK İÇİN ÖLMEK KAZANMAK İÇİN KAYBETMEK

04 Oca 2021

KAYBEDİLMİŞ NESİLDEN KAZANILMIŞ NESİLE

26 Ara 2020

Müellim – Muallim

23 Kas 2020

Üç çocuk, üç hayal, üç gerçek

30 Eki 2020

BURNUNUN DİREĞİ SIZLAMAK

23 Eki 2020

BERBER ADNAN’IN DUASI VE HATAMIZ

19 Eki 2020

Teslimiyet ve Susmak

02 Eki 2020